Gram Altın ALTIN 453.4
Polisim Dergisi

    Durmuş Yılmaz: “Parlamento, bütçe hakkını hukuken olmasa bile fiilen kaybetti”

    İYİ Parti Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu, “Üzülerek söylüyorum ki ne komisyon sürecinde ne de Genel Kurul’da …

    Reklam
    Durmuş Yılmaz: “Parlamento, bütçe hakkını hukuken olmasa bile fiilen kaybetti”

    İYİ Parti Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu, “Üzülerek söylüyorum ki ne komisyon sürecinde ne de Genel Kurul’da TBMM, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütçesine tek bir kuruş bile ekleyecek veya çıkaracak iradeyi sergileyememiştir.” dedi.

    TBMM Genel Kurulu’nda, 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz alan Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında kucağında IMF ile yapılmış anlaşmayı bulduğunu belirtti.

    AK Parti’nin daha sonra IMF ile ikinci bir anlaşma yaptığını anımsatan Yılmaz, “Bu iki anlaşmanın toplamında kullanılan kaynak 28 milyar dolar. Bunun sadece 4 milyarını sizden önceki üçlü koalisyon kullandı. Geriye kalanın tamamını siz kullandınız. Elinizde üç seçenek vardı. ya bu stand-by anlaşmasını ‘ülkemin çıkarlarına aykırıdır’ deyip çöpe atacaktınız ya tadil edecektiniz ya da olduğu gibi uygulayacaktanız. Siz bu anlaşmanın noktasına dokunmadan uyguladınız. Lütfen hakkaniyetli olun.” diye konuştu.

    “Parlamento bütçe hakkını fiilen kaybetti”

    Parlamentonun, bütçe hakkını hukuken olmasa bile fiilen kaybettiğini öne süren Yılmaz, eğer bu hak korunabilmiş olsaydı, muhalefet partilerinin sesini iktidara duyurabileceğini ve eleştirilerinin dikkate alınacağını söyledi.

    Yılmaz, iktidarın artık bütçenin yapımıyla ilgili şekil şartlarına bile uymadığını, en geç 17 Ekim’de Meclis’e sunulması gereken 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin Cumhuriyet tarihinde ilk defa zamanında Meclis Başkanlığına verilmediğini iddia etti.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştiren Yılmaz, “Bu sistem son iki buçuk yıldır ülkemizin ekonomi başta olmak üzere hemen her alanda geriye gitmesine sebep olmuştur. Bu yeni rejimin memleketimize verdiği en büyük zararlardan biri de milletin parasının nereye ve nasıl harcandığının belirlendiği bütçe sürecinde ortak akla ve istişareye imkan tanımaması olmuştur.” dedi.

    Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunun bir şahıs veya şahıslar sorunu değil, bir sistem sorunu olduğunu anlatan Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu kötü gidişata birkaç bakanın ve üst bürokratın değiştirilmesiyle, içi boş bazı reform söylemleriyle veya daha düne kadar halkımıza düşman olarak lanse edilen batılı ülkelere bazı sıcak mesajlar göndermekle son verilemez. Bu kötü gidişat ancak güçlendirilmiş bir parlamenter sisteme geçiş suretiyle, yönetimde güçler ayrılığı prensibini hayata geçirerek durdurulabilir. Bunun dışında alacağınız her karar belki sizin iktidarınızın ömrünü biraz daha uzatabilir ama ülkemizin daha fazla zarar görmesine, halkımızın daha da fakirleşmesine sebep olacaktır. Bu sistemin devamı durumunda daha fakir ve gelir dağılımı daha bozuk bir ülke olacağız. Hiçbirimiz daha güvende olmayacak, çocuklarımız ve torunlarımız daha iyi eğitim alamayacak, güzel işler bulamayacak, mutlu ve medeni insanların arasında yaşayamayacaktır. Gelecek nesillerin yükü çok daha ağır olacaktır.”

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürürlüğe girdiği Temmuz 2018’den bu yana ortaya çıkan verileri paylaşan Yılmaz, enflasyonun yüzde 40’ın üzerine çıktığını, halkın alım gücünün düştüğünü, birikimlerin döviz ve altında tutulduğunu belirtti.

    Yılmaz, Amerikan dolarının Türk lirasına karşı değerinin yaklaşık yüzde 75 oranında artış gösterdiğini, iktidarın dilinden yerli ve milli söylemini düşürmediğini belirterek, “Bu mudur milli olmak?” sorusunu sordu.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında geçen son iki buçuk yıldaki kamu maliyesi performansına değinen Yılmaz, “Maalesef, çok parlak bir tablo görmüyoruz. Hazinenin bir portföy yönetim şirketi gibi yönetildiği bu süre zarfında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin borç stoku neredeyse 2 katına çıkarak, 2 trilyon liraya yaklaştı. Finansal istikrarı destekleyen uzun vadeli borçlanmak yerine kısa vadeli borçlanmaya yönelindi. Bundan daha vahim olarak 2012 yılında sıfırlanmış olan döviz ve altın cinsi borçların iç borç stoku içindeki payı da hızla artarak yüzde 25’e yaklaştı.” diye konuştu.

    İktidarın ülkeyi ekonomik olarak hızla 1990’lı yıllara döndürdüğünü savunan Yılmaz, 2018 yılı öncesinde GSYH’nın yüzde 2’si civarında seyreden bütçe açığının bugün yüzde 5’lere ulaştığını kaydetti.

    Yılmaz, 2018 yılında 74 milyar lira olan faiz ödemelerinin 2020 yılında 137 milyar lira olarak gerçekleşmesinin beklendiğini, bu rakamın 2021 bütçesinde ise yaklaşık 180 milyar lira olacağını kaydetti.

    “Asıl sorun bütçenin sahipsizliği sorunudur”

    İYİ Parti Grup Başkanvekili Dursum Müsavat Dervişoğlu ise bütçenin mukaddes TBMM çatısı altında sahipsiz kaldığını bu nedenle asıl sorunun, bütçenin sahipsizliği sorunu olduğunu ileri sürdü.

    Dervişoğlu, “Bütçenin sahibi Cumhurbaşkanı, yapanı Cumhurbaşkanı, teknik olarak hazırlayanı Cumhurbaşkanı, bütçeyi kullanacak olan da Cumhurbaşkanı ama ne kendisi ne partisi Meclis’te değil. Üzülerek söylüyorum ki ne komisyon sürecinde ne de Genel Kurul’da TBMM, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütçesine tek bir kuruş bile ekleyecek veya çıkaracak iradeyi sergileyememiştir.” dedi.

    Seçilmiş Gazi Meclisin muhataplarının atanmış bürokratlar olmaması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, gelinen noktada “yürütme organının devlet yönetiminde vesayet odağı” haline geldiğini, bu nedenle bütçenin yürütme erkinin yasamaya dayattığı bir bütçe olmaktan öteye gidemediğini savundu.

    Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sıkıntılardan bihaber olmadıklarını belirten Dervişoğlu, bu nedenle hem Savunma Bakanlığının hem de Savunma Sanayii Başkanlığının bütçelerine “evet” oyu verdiklerini aktardı.

    Dervişoğlu, “Ancak tenceresini kaynatamayan ve açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilmiş vatandaşlarımıza ‘sana bir İHA, SİHA, ATMACA, o da olmazsa ATAK vereyim’ diyecek halimiz yoktur. Büyük Türk milleti hem güvenlik ve huzuru hem de refah ve zenginliği eş zamanlı olarak hak etmektedir. ‘Sana huzur ve mutluluk veremedim ama güvenlik vadediyorum’ diyerek görevinizi yapmış olamazsınız.” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin aleyhine alınmış kararlar ve uygulanmak istenen yaptırımları iktidar ve muhalefet olarak müştereken püskürtmek için ortak bir kararlılık sergilediklerini vurgulayan Dervişoğlu, HDP’nin bu yönde hareket etmediğini söyledi.

    HDP’nin emperyalizme karşı tutumunu eleştiren Dirvişoğlu şöyle konuştu:

    “Her fırsatta emperyalizme diş gösteren ve ona karşı bilendiğini ifade eden HDP, ABD’yi kınamamakla, Fransa’ya cevap verememekle, Yunanistan’a laf söyleyememekle esasen kimlerle müttefik olduğunu zımni olarak kabul etmektedir. ‘Bölünmekten yana değiliz’ derken bölücü örgüte ihanetleri münasebetiyle tek kelime laf edemeyenlerden farklı bir davranış bekleyecek değiliz. Güneydoğu Anadolu illerimizi ‘Kürt kentleri’olarak tanımlayanlara, Kürt kökenli kardeşlerimizin yüzde 60’ından fazlasının Ankara’nın batısında yaşadıklarını hatırlatmak isteriz. Etnik köken ve mezhep üzerinden siyaset üretmeye kalkışmanın hiç kimseye faydası yoktur.”

    Dervişoğlu, Türkiye’de etnisite ve mezhep üzerinden bir söylem geliştirildiğini belirterek HDP’nin kapatılmasına ilişkin tartışmalarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

    “Asla endişe etmeyin, sizi hiç kimse kapatamaz. Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak tanımlanmasına rağmen sadece ödenek kısıtlamalarıyla tecziye edilen bu iktidar, sizin olmadığınız bir Meclis’te ‘oh, oh’ diyerek hiç kimseye milliyetçilik tesciliyetinde de bulunamaz. O sebeple varlığınıza ihtiyaç var. İsmiyle müsemma Milliyetçi Hareket Partisi’ne, altı okundan biri milliyetçilik olan Cumhuriyet Halk Partisine; milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı İYİ Parti’ye milliyetçilik dersi veremeyeceklerine göre elbette kendilerine uygun bir çıkış yolu bulacaklardır. Sizin varlığınız, tıraş köpüğüyle diş fırçalamaya kalkışan bu iktidarın ayaklar altına aldığını söyledikleri milliyetçilik üzerinden ayaklarını kaldırmasına da vesile oluyor. ‘Her şerde bir hayır var’ demek bu olsa gerektir.”

    Sözlerini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerle sürdüren Dervişoğlu, parlamenter demokraside millete hesap verildiğini, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ise saraya hesap verildiğini” ileri sürdü.

    Hükümetin milletvekillerinin soru önergelerine verdiği cevaplara değinen Dervişoğlu, 27. Dönemde cevaplanan soru önergesi oranının yüzde 8’de kaldığını belirtti.

    Dervişoğlu, “Bu anayasa, milletin anayasası değil mi? Milli iradenin tezahürü değil mi? Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesi olan bu Gazi Meclisin ve onun değerli üyelerinin siyasi iktidar tarafından yok sayılması doğru mu? O zaman milletvekilleri olarak bizim burada kıymeti harbiyemiz nedir? Siyasi iktidara yönelttiğimiz bir soruya dahi cevap alamayacaksak Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı ne olacak?”dedi.

    Dervişoğlu, kanunların milletvekilleri tarafından hazırlanması gerekirken “sarayın bürokratları” tarafından hazırlandığını, Meclis’e gelen kanun metinlerinin bir noktasına bile dokunulmadan geçtiğini iddia etti.

    Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde kanunlarla değil, kararnamelerle yönetildiğini savunan Dervişoğlu, “Partili Cumhurbaşkanlığının ilk iki yılında 600 milletvekili bin 493 maddeyi görüşürken, sayın Erdoğan tek başına 2 bin 229 maddeyi yürürlüğe koydu. Bu veri dahi tek başına göstermektedir ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, millet için değil, lider için hazırlanmış bir sistemdir. Meclis bilinçli olarak işlevsizleştiriliyor, yasamanın etkinliği ve denetimi azaltılıyor.” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: Anadolu Ajansı

    Reklam
    BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ